Hizb-ut Tahrir Beyanları

Nihayet Güvenlik Anlaşması'nın "Saptırılması ve Düzenlenmesi" Maskaralığı Sona Erdi ve Irak Hükümeti, Irak'a Yönelik Amerikan Vesayetinin Meşruiyetini Onayladı

M. 17 Kasım 2008

Dün, 16.11.2008 Pazar günü, Irak Hükümeti, Amerika Birleşik Devletleri ile Güvenlik Anlaşması'nı onayladı ve anlaşma kararının, Irak Parlamentosu'na sevk edildiğini açıkladı. Oysa herkes bilmektedir ki parlamentodaki icra gücü ile anlaşmayı onaylayan Hükümet içerisindeki güç, aynı güçtür. Görünen ve görünmeyen kısmıyla bu anlaşma, elbette son derece tehlikeli bir anlaşmadır. Kaldı ki bu anlaşmayı imzalamasının öncesinde saptırmada epey mesafe kateden Amerika'nın diktiği Irak Otoritesi'nin ödediği zararın korkunç boyutu son haddine ulaşmıştır. Ortaya attığı tartışmalar ve düzenlemeler ise… anlaşmanın çirkin yüzünü biraz olsun rötuşlama girişiminden öte bir şey değildir. Buna rağmen, Irak'a saldırarak Amerika'nın gerçekleşmesini istediği temel hususların hiç birini değiştirmeyi veya yeniden düzenlemeyi başaramamıştır! Amerika Birleşik Devletleri, vahşî saldırılarıyla Irak'ı istilâ ettiğinde şu iki hususu gerçekleştirmeyi amaçlamıştır: Birincisi: Ordusunun vahşî saldırılarını, içerideki ve dışarıdaki hiçbir otoritenin ve yargının engelleyemeyeceği şekilde bölgeye egemen olmak için Irak'ı siyasî ve askerî açıdan bir hareket noktası edinmek.  İkincisi: Irak'ın temel servet kaynağı olan "petrolü" ve bununla alakalı tüm paraları ele geçirmek. İşte bu iki hususa, ne tartışmalarda, ne de düzenlemelerde hiç dokunulmamıştır. Bu da tüm politikacılar ile aklı olan veya hazır bulunup kulak veren herkese ifşâ olmuş açık ve net bir hakikattir. Ayrıca Amerika, sözde tartışmaları ve düzenlemeleri bitireceği bir madde olarak bu iki hususun yanına bazı diğer noktalar da eklemiştir…

 

Tam Metin

 

Türkiye Vilayeti Beyanları

Hizb-ut Tahrir / Türkiye Vilâyeti, İslâm Ümmeti’nin Fıtır (Ramazan) Bayramını Tebrik Eder

M. 30 Eylül 2008

İşte bir Ramazan daha geçip gitti. İslâmî Hilâfet Devleti’nin Hicrî 1342 yılında yıkılmasından bu yana 87 Ramazan geçmişte kaldı. O günden bugüne Müslümanlar bir felâketten diğer bir felâkete, bir musibetten diğer bir musibete savrulup durdular. Birlikleri parçalandı, kuvvetleri zayıfladı, devletleri gitti. Bir milyardan fazla bir nüfusları olduğu halde âdeta suyun önünde sürüklenen çer-çöp gibi oldular. Allah [Subhânehu ve Te’alâ]’nın İslam ile şereflendirip İslam’a bağlandıkları, Şeriatını tatbik ettikleri ve Rasul [SallAllahu Aleyhi ve Sellem]’in Hidâyetine sarıldıkları sürece her iki dünyanın saadetine kefil olduğu, insanlar için çıkarılmış en hayırlı Ümmet iken topukları üzere gerisin geriye döndüklerinde Rasulullah [SallAllahu Aleyhi ve Sellem]’in şu kavli onlar üzerinde tecelli etti: “Yiyicilerin (oburların) tabakları üzerine üşüşmeleri gibi Ümmetlerin (diğer milletlerin) her taraftan sizin üzerinize üşüşmeleri yakındır.” Dedik ki: “Yâ Rasul Allah! Bu, bizim o zaman (sayıca) çok az olmamızdan dolayı mıdır?” Dedi ki: “Siz o zaman çok olursunuz, velâkin selin köpüğü gibi köpükler (ağırlığında) olursunuz ki düşmanlarınızın kalplerinden sizin heybetiniz çıkar ve sizin kalplerinize de Vehn girer.” Dedik ki: “Vehn de nedir?” Dedi ki: “Hayatı sevmek ve ölümü kerih görmektir.[Ahmed İbnu Hanbel rivâyet etti]

 

Tam Metin

 

Türkiye Vilayeti Resmi Sözcüsü Basın Açıklamaları

Türkiye Vilayeti Resmi Sözcüsü
Yılmaz Çelik
Yılmaz Çelik

Al Birini Vur Ötekine!

M. 22 Kasım 2008

CHP lideri Deniz Baykal, 10 Kasım 2008’de partisi tarafından Eyüp’te gerçekleştirilen bir etkinlikte, çarşaflı bir kadına CHP rozeti takarak “öyle istismar olmaz, böyle olur” dercesine bir çıkış yaptı. Bu çıkış, gazetelerin köşe yazarları ve mevcut laik küfür partileri nezdinde bir tartışma konusu haline geldi. Kimi televizyonlar başörtüsünün “üniversitelerde” serbest bırakılmasına dair AKP’nin MHP desteği ile gerçekleştirdiği anayasa değişikliğini Anayasa Mahkemesine götüren Baykal’ın o dönemde örtünme hakkında sarf ettiği sözlerle, bugünlerde söylediği sözleri karşılaştırdı. En son olarak da AKP lideri Erdoğan, sütten çıkmış ak kaşık misali yaptığı 21 Kasım 2008 tarihli açıklamasında şöyle dedi: “Bu konular yıllar yılı bu ülkede istismar edilmiştir. Bu iş konuşulmaz, yapılır. Güzel gelişmeler var. Yani bu tür gelişmeleri hayranlıkla izliyorum, ama temennim odur ki bunlar bir istismar olmasın.” Peki o değil miydi, suret-i haktan görünüp, Müslümanların oyunu aldıktan sonra, Allah’ın emri konusunda “toplumsal mutabakat gerekir” diyerek önce bu Müslüman halkı oyalayıp avutan sonra da yaptığı anayasa değişikliğinin arkasında durmayıp, Anayasa Mahkemesi üniversitelerde başörtüsünün takılmasını iptal ederken açık küfre dayandığı halde “yargı kararına saygı” martavalı ile bu kararı infaz edip, kendini seçen Müslümanlara her zaman olduğu gibi sırtını dönen?...

 

Tam Metin

 

Diğer Resmi Sözcülerin Basın Açıklamaları

HT Resmi Sözcüleri

Yöneticiler ve Gizli Servisler, Hizb-ut Tahrir'in Taşıdığı Arı-Duru İslâmî Davete Karşı Koymak İçin Ebî Cehl, Firavun ve Nemrut'un Habîs Üsluplarını Kullanıyorlar

M. 13 Kasım 2008

İslâm'a nusret vermek amacıyla Hizb-ut Tahrir'in muhlis güç ve kuvvet sahiplerine yönelik alenî İslâmî daveti, artık yöneticilerin ve efendilerinin uykularını kaçırmaya başlamıştır. Zîra Pakistan gizli servisleri, bir buçuk ay önce Hizb-ut Tahrir üyesi Üstâz Celâl Huseyn'i, 26.09.2008 günü, Cuma salâhından sonra Peşâver'deki Hâlid İbn-u Velîd Mescidi'nin önünden kaçırdılar. İnsanların Hükümete yönelik uyguladığı baskıların sonucunda gizli servisler, Üstâz Celâl'i, terörizm suçlamasında bulunarak Özel Siyasî Birime teslim ettiler ve kabîleler bölgesinde tutuklanmış bir vatandaş olmamasından ötürü böyle bir suçlamanın kendisine uygun düşmemesine rağmen Peşâver'deki Merkez Hapishanesi'ne koydular. Böylece bu despotik birimler, Üstâz Celâl'in işinden ve görevinden olmasına neden oldukları gibi kaçırdıkları günden beri hem kendisinin, hem de akrabalarının evinin telefonlarını dinlediler. Bunun da ötesinde işlerinden kovulsunlar diye despotik birimler, akrabalarının evlerini ve işyerlerini de bastılar. Hizb, Allah Subhânehu'nun izniyle azîzi azîz, zelîli de zelîl kılacak Hilâfet Devleti'ni kurana kadar Rasulullah [SallAllahu Aleyhi ve Sellem] ile Kerîm sahâbesini örnek alarak ve İsâ İbn-ul Meryem'in Havârilerinin hak üzere sabrettikleri gibi sabrederek bütün azmiyle ve karalığıyla arı-duru davetin taşınmasında yürüyeceğine dair Allah'a söz vermiştir. Hain yöneticileri ile kokuşmuş avenelerinin, on yıllarca Hizb-ut Tahrir'e karşı Firavun'un azgın üsluplarını kullanması zinhar azmimizi kıramayacaktır. Çünkü bizler, imân sahibi olan kimseleriz....

 

Tam Metin

 

Diğer Vilayetlerin Beyanları

Amerikan Seçimlerine Katılmak: Birr [İyilik] mi, Yoksa Mâsiyet [Günah] Üzerine mi Yardımlaşmaktır?

29 Ekim 2008

Müslüman, küçük-büyük her amelinde, sözünde ve davranışında Allah'ın emirlerine ve nehîylerine bağlanmalıdır. Allahu Te'alâ şöyle buyurmuştur: وَمَا كَانَ لِمُؤْمِنٍ وَلاَ مُؤْمِنَةٍ إِذَا قَضَى اللَّهُ وَرَسُولُهُ أَمْرًا أَن يَكُونَ لَهُمُ الْخِيَرَةُ مِنْ أَمْرِهِمْ وَمَن يَعْصِ اللَّهَ وَرَسُولَهُ فَقَدْ ضَلَّ ضَلاَلاً مُّبِينًا "Allah ve Rasulü, bir işe hükmettikleri zaman mü’min bir erkek ve mü’min bir kadına kendi işlerinde artık seçme hakkı yoktur. Her kim Allah’a ve Rasulü’ne isyan ederse apaçık bir sapıklıkla sapıtmış olur." [Ahzâb 36] Nitekim sahâbe [Rıdvânullahi Aleyhim], hayatlarının her işi hakkında şer'î hükmü araştırıyorlar ve ona bağlanıyorlardı. Ahmed, Râfi İbn-u Hudeyc'ten şöyle dediğini rivâyet etmiştir: "Rasulullah [SallAllahu Aleyhi ve Sellem] döneminde araziyi muhâkale (kiraya vermek) ederek sülüs (üçte bir), rubu (dörtte bir) ve müsemmâ (muayyen) bir yiyecek karşılığında kiraya veriyorduk. Derken bir gün amcalarımdan bir geldi ve dedi ki: Rasulullah [SallAllahu Aleyhi ve Sellem], bizim için faydalı olan bir şeyi bize yasakladı. Fakat Allah'a ve Rasulü'ne itaat bize daha faydalıdır. Araziyi muhâkale ederek sülüs (üçte bir), rubu (dörtte bir) ve müsemmâ (muayyen) bir yiyecek karşılığında kiraya vermemizi nehyetti." Yakında Amerikan seçimleri yapılacak, mâli ve siyasî krizlerden çıkmak veya sivil haklarının iyileştirilmesi için pek çok insan ona bel bağlayacaktır. Bilhassa Müslümanlara, bu seçimlerin Kapitalizmin ve demokrasinin felaketleri yüzünden insanların çektiği sıkıntılardan hiçbir şeyi değiştirmeyecek olmasının ötesinde bu seçim sürecinin bir parçası olmalarının câiz olmadığını açıklamak istiyoruz. Çünkü seçimler, sadece muayyen bir adayın isminin bulunduğu oy pusulasını, seçim sandığına atmaktan ibaret değildir. Bilakis seçimler, ister başkan, ister eyalet vâlisi, ister kongre üyesi, ister belediye başkanı, isterse başka birisi olsun söz konusu adaya mutlak vekâlet vermek demektir...

 

Tam Metin

 

Medya Büroları Yayınları

HT Medya Temsilcileri

İngiltere Başbakanı Gordon Brown'un Körfez Devletlerine Yönelik Ziyareti

01 Kasım 2008

İngiltere Başbakanı Gordon Brown, bu hafta, Suudi Arabistan, Kuveyt, Birleşik Arap Emirlikleri ve Katar'ı kapsayacak olan Körfez devletlerine yönelik bir ziyarete başlayacaktır. Ziyaretin maksadı, bu devletleri, taklitçi ekonomilere egemen fonlarından para enjekte etmeye ve Dünya Bankası'na bağlı kurtarma fonuna yardım etmeye ikna etmektir. Bu ziyaret ise, Amerikan Hazine Bakanı Yardımcısı Robert Kimmitt'in, Körfez Hükümetlerini ziyaret ederek Körfez Hükümetleri ile Körfezli yatırımcılarından Amerikan ekonomisine daha fazla yatırım yapmaları çağrısında bulunmasının akabinde gerçekleşmektedir. Nitekim Dubai Uluslararası Finans Merkezi Vâlisi Ömer İbn-u Süleymân, Robert Kimmitt ile görüşmesinden sonra şöyle demiştir: "Körfez bölgesi, Batının önündeki ümit haline gelmiştir."Beldelerimizi işgal eden, servetlerimizi yağmalayan ve yatırımlarımızın üzerine çöreklenen Amerika ile İngiltere, şimdi de efendisi için kendisini fedâ eden kölelik rolünü sürdürmemizi istemektedirler. Zîra Kapitalist İktisat Nizâm'larının iflâs ettiğini fark etmelerinden sonra Körfez devletlerinden, Müslümanların paralarını, mâli piyasalarına aktarılmasını istemektedirler ki hem kendi açıklarını, hem de nizâmlarının açıklarını kapatsınlar. Körfez Hükümetleri ise muhtemelen bunu yerine getireceklerdir. Amerika ve İngiltere'nin istediği bu paralar, ne yöneticilerin, ne de mevcut hükümetlerin paralarıdır. Bilakis bunlar, tüm Müslümanların paralarıdır. Bunun içindir ki Müslümanlar, sabah-akşam İslâm'a ve Müslümanlara karşı düşmanlıklarını ilân ettikleri halde servetlerinin Batı devletlerini güçlendiren bir araç olmasına izin vermemelidirler...

 

Tam Metin