Hizb-ut Tahrir Beyanları

Tek Bir Söz! Gazze Katliamı Karşısında Yöneticilerin Yapacakları Tek Şey, Savaş İçin Orduları Harekete Geçirmektir, Aksi Takdirde Allah'a, Rasulü'ne ve Mü'minlere Hıyanet Etmiş Olurlar
M. 28 Aralık 2008
2008.12.27 Cumartesi öğle vaktinden bu yana Yahudi varlığı, uçaklarıyla Gazze Şeridi'nin pek çok bölgesini aralıklı veya aralıksız bir şekilde vahşîce bombardımana tutarken Gazze halkının, eşi benzeri görülmemiş bir şekilde canları pahasına bu vahşî saldırıya göğüs gererek kahramanca karşı koyarken yüzlercesi ölmüş ve yüzlercesi de yaralanmıştır. Düşman uçakları ise, kendilerini düşürecek füzelerden veya kendilerine saldıracak uçaklardan korkmaksızın emîn ve güvenli bir şekilde semalarda dolaşmaktadır. Çünkü Müslümanların beldelerindeki yöneticiler, ordularımızı ve uçaklarımızı "kışlalara hapsederek" onları kendilerine süs eşyası edindiler! İşte böylece Yahudi uçakları, her türlü saldırıdan emîn ve güvenli bir şekilde insanları ve taşları bombalayarak semalarda fır dönmektedir! İşte bu yöneticiler, Filistin meselesini İslâmî bir meseleden Arap-Filistin meselesine döndürme cürümünü işlemelerinden bu yana tarafsız şekilde hiçbir şey yapmadan seyirci kaldılar, dahası bu meselede düşmanın yanında yer aldılar. Hatta bugünkü Gazze katliamında olduğu gibi, saldırı sırasında bombardıman uçaklarını gözlemeleri, ölü ve yaralı sayısını saymaları, ardından da kınamada ve eleştirmede birbirleri ile yarışmaları adeta onların simgesi haline geldi. İster gizli ve açık bir şekilde Gazze'nin kuşatmasına katkıda bulunanlar olsun, isterse bulunmayanlar olsun hepsi de bu olayı eleştirdi ve kınadı. Hatta ikinci günü Gazze Şeridi'ni ateşli bombardımana tutan "Livni'nin" tehdit ettiği Mısır yöneticisi bile sarayından bu saldırıyı kınadı ve eleştirdi!
Türkiye Vilayeti Beyanları

Yahudi Varlığı'nın Bu Vahşî Katliamına Sömürgeci Kâfirlerin Uşak Yöneticileri Değil Ancak Râşidi Hilâfet Devleti Son Verir
M. 31 Aralık 2008
27 Aralık 2008 Cumartesi günü, metamorfoz Yahudi varlığı çetesi, bütün dünyanın gözü önünde güpe gündüz Gazze'ye vahşîce saldırarak geçmişteki cürümlerine bir yenisini daha ekledi. Ortalığı adeta ceset tarlasına ve kan gölüne çeviren bu vahşî saldırı sonucunda, 42’si çocuk 385 kişi şehit oldu ve 1750’den fazla kişi yaralandı. Bu vahşî saldırının, Yahudi varlığı Başbakanı Ehud Olmert'in bir hafta önce Amerika üzerinden Türkiye'yi ziyaret etmesinin akabinde yapılmış olması gayet manidardır! Daha bir hafta önce Amerikan beslemesi bu Yahudi varlığının Başbakanın ellerini sıkarak onunla hem-dem olan Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'ün, Yahudi varlığı'nın Gazze şeridine düzenlediği saldırıyı çok üzücü bulduğunu ifâde edip, "Son olayı sorumsuzluk olarak görüyorum." diyerek kıytırık bir tepki vermesi doğrusu düşündürücüdür. Başbakan Erdoğan’ın ise, "Olmert'i aramaya gerek duymuyorum." deyip devreye girmesi için Birleşmiş Milletleri araması kelimenin tam anlamıyla siyasi bir intihardır! Zîra Birleşmiş Milletler Örgütü, olaya ilişkin yaptığı açıklamada bu saldırının sorumlusunun Hamas olduğunu ifâde ederek bu vahşî saldırıyı kınamaya bile gerek duymamıştır. Kaldı ki Birleşmiş Milletler Örgütü'nün ne halt olduğunu yani Sömürgeci Kâfirlerin özellikle Müslümanlara yönelik politikalarının bir vasıtası olduğunu sağır sultan bile duymuştur. Bunun böyle olduğunu görmezlikten ve duymazlıktan gelen bu yöneticilere yazıklar olsun! Böyle yöneticiler olmaz olsun, Allah onları katletsin, kahretsin! Nasıl da döndürülüyorlar!
Türkiye Vilayeti Resmi Sözcüsü Basın Açıklamaları
Türkiye Vilayeti Resmi Sözcüsü
Yılmaz Çelik
Hafif ve Ağırlıklı Seferber Olunuz ve Mallarınızla, Canlarınızla Allah Yolunda Cihad Ediniz!
M. 31 Aralık 2008
Sömürgeci kâfir İngiltere’nin Müslüman beldelerin ortasına sapladığı bir hançer olan gasıp Yahudi varlığı, 27 Aralık 2008 tarihinde İslam Ümmetinin başındaki hain liderlerin muvafakatiyle Gazze Şeridi’nde başlattığı menfur saldırıyla, Allah indinde kabenin taş taş üstünde kalmayarak yıkılmasından daha vahim olan Müslümanların pak kanını akıtma küstahlığına devam ediyor. Menfur saldırı hakkında R. Erdoğan şunları söyledi: ”İslam ülkelerinde infiale neden olacak bu operasyon bölgedeki sorunların çözümüne hiçbir katkı sağlamayacaktır.”, “Masum ve savunmasız insanların, çocukların, kadınların öldürülmesi, sivil yerleşim birimlerinin bombalanması ve bu tür orantısız güç kullanımları kabul edilemez.” Ayrıca Yahudi varlığı ve Suriye arasındaki arabuluculuk (kalleşlik) görevini kastederek şöyle devam ediyordu; “Aylarca yoğun bir şekilde sabır içinde sürdürülen bu gayretli çalışmalar neticesinde 3-4 gün kadar önce ülkemizde olan ‘İsrail’ Başbakanı 5. raundunu devam ettireceğimiz bu konuyla ilgili görüşmeleri bizimle yaparken, kendileriyle bu hususları da görüşmüştük. Ve bütün bunlara rağmen yapılan bu operasyon Türkiye’ye de bir saygısızlık olmuştur.” Bu ifadeler suç ortaklığının utanmazca itirafı kabilinden sözlerdir. Zira bu sözlerin ifade ettiği anlam, gasıp Yahudi varlığının saldırılarından daha menfurcadır. Öyle ki; diplomatik dil bahanesiyle söylediği “orantısız güç kullanımı” tabiri, ancak meşru kabul edilen bir devlet, meşru müdafaa hakkını kullandığında gündeme gelebilecek bir lafızdır. Hâlbuki Yahudi varlığı, İslam’a göre ve insaflı hukuk ölçüleri bazında meşru bir varlık değildir. Bilakis sömürgeci kâfir İngiltere tarafından icad edilmiş gayri meşru bir oluşumdur...
Diğer Resmi Sözcülerin Basın Açıklamaları
HT Resmi Sözcüleri
Ey Netanyahu! Ağlasan da Sızlasan da Hilâfet Kesinlikle Kurulacak ve Metemorfoz Yahudi Varlığını Kökünden Söküp Atacaktır
M. 10 Aralık 2008
Hizb-ut Tahrir, Gaspçı Yahudi varlığının eski Başbakanı "Benjamin Netanyahu", uluslararası topluma seslenerek İran'ın nükleer silaha sahip olmasının engellenmesini ve nükleer silah ülkesi Pakistan'ın İslâmî Devlet'e dönüşmesine izin verilmemesini istedi. Bu bağlamda mendebur Yahudiye deriz ki; dilediğin kadar ağlayıp sızlanabilirsin ve başta Amerika olmak üzere dünyadaki her türlü küfür gücünden yardım isteyebilirsin. Ancak bu, Hilâfet'in kurulmasını engelleyemeyecektir. Zîra o, kaçınılmaz bir durumdur ve Allah'ın, imân edip sâlih amel işleyenlere kesin bir vaadidir. Bizler Hizb-ut Tahrir olarak, Filistin'i gaspeden Yahudi varlığının eski başbakanına şu hakikati vurgulamak ister, kendisine bugün de olduğu gibi Müslümanların düşmanı Benî Kurayza ve Hayber'den olan atalarının tarihini-akibetini hatırlatır, Pakistan'daki Müslümanlar'ın sadece nükleer silaha sahip olmadıklarını iyi bilmesini isteriz. Bilakis onlar, cihat için yanıp tutuşmaktalar ve Beyt-il Makdis'i -ki o, Kıbleteyn'in ilki ve Haremeyn'in üçüncüsüdür- Yahudilerin pisliğinden kurtarmak için can atmaktadırlar. Bu vaadedilmiş günün gecikmesi ise, Müslümanların boyunlarına musallat edilerek, Müslümanların Beyt-il Makdis'i kurtarmasını engelleyen ve Müslümanları birbirine kırdıran hain yöneticilerden başka bir şey değildir. Allah'ın yardımı ile Hizb-ut Tahrir'in Ümmet'e liderlik yapacağı o gün, artık yaklaşmıştır ki böylece Hilâfet Devleti'nin kurulmasıyla Pakistan'daki Müslümanlar kâfirlerin hegemonyasından kurtulacaktır...
Diğer Vilayetlerin Beyanları

Hilâfet Devleti'ni Kurarak Kendinizi Amerika'nın ve Hindistan'ın Eziyetinden Kurtarınız
M. 03 Aralık 2008
26 Kasım 2008'de Hindistan'ın Bombay şehrinde sürpriz bir kriz patlak verdi. Zîra hafif çaplı silahlar ve el bombaları ile donanmış silahlı bir grup insan, beş yıldızlı iki otele, tren istasyonuna ve diğer önemli noktalara saldırdı. Bazı raporlarda ise polisin, saldırganlara ateş açmayı reddettiği geçti. Bu kriz, Hindistan Özel Kuvvetleri "Siyah Kedileri'nin" krizi sona erdirmesine kadar yaklaşık altmış saat devam etti. Krizin sona ermesinden bir gün sonra Hindistan Başbakanı, bir basın açıklaması düzenleyerek herhangi bir delil sunmaksızın Pakistan'ı krizin arkasında olmakla suçladı. Saldırı ise, yaklaşık iki yüz kişinin ölmesi ve yüzlerce kişinin yaralanmasıyla sonuçlandı. Açıktır ki Pakistan'a yönelik Hindistan'ın bu tür suçlamaları, vatandaşlarının işlerini adil ve eşit bir şekilde gözetmedeki Hint yönetiminin başarısızlığı üzerindeki dikkatleri başka yöne çekmekten öte bir şey değildir. Zîra Hindistan, farklı dîni ve etnik gruplardan oluşmaktadır ki bu da onu, parçalanmaya ve bölgelerini birbirinden kopmaya aday bir ülke haline getirmektedir. Nitekim belli başlı birçok Keşmirli hareketlerin yanı sıra Assam Eyaleti'ndeki Assam Birleşik Kurtuluş Cephesi, Poodland'daki Ulusal Demokratik Cephesi, Tripura Ulusal Kurtuluş Cephesi, Pro-Ulusal Kurtuluş Cephesi, Arnjal Drgon Gücü, Kahilstina Kurtuluş Gücü ve benzeri pek çok Hindistanlı ayrılıkçı hareketler bulunmaktadır. Bu hareketlere ilâveten seçim maksatlarına dönük Müslümanlara karşı direniş sloganını kullanagelen "Baharatiya Canata" Partisi gibi Müslümanları ve Hıristiyanları hedef alan birçok hareketler bulunmaktadır...
Medya Büroları Yayınları
HT Medya Temsilcileri
Kana Kan, Yıkıma Yıkım Ey Müslümanların Orduları!
M. 28 Aralık 2008
Bir taraftan Müslümanlar ile dünya, Gazze'deki halkımızdan olan çocukların, gençlerin ve yaşlıların kanlarına, cesetlerine ve şehit düşmelerine şahit olurlarken, öteki taraftan kınama, eleştiri ve serzeniş açıklamalarını, Yahudi varlığının yaptığı insafsız saldırı ve soykırımına meşruiyet verildiğini işitmekteyiz. Bu saldırının öncesinde de Yahudi liderleri tarafından tehditvâri açıklamalar yapılmıştır ki bunların en önemlisi, Devlet Başkanı Mübarek ile görüşmesinin akabinde Livni’nin Kahire'de yaptığı şu açıklamadır: "Artık iş çığırından çıkmıştır. Bu durum ileride değişecektir." Gerek Yahudi varlığı tarafından yapılan bu vahşî saldırı ile soykırım, gerekse bu saldırıya yönelik Arap ve devletlerarası gizli anlaşma bağlamında aşağıdaki hususları vurgularız: 1. Livni'nin yaptığı açıklamaların Mısır'daki siyasî liderler tarafından bir karşılık görmemesi, Mısır'ın bu saldırıya muvafakat ettiğini göstermektedir ki Gazze-ti Hâşim topraklarının susuzluğunu gideren masum kanlar; hem Yahudileri ve Amerikalıları hoşnut edecek bir ateşkese ulaşmak için, hem de Batı Şeria ile Gazze'deki otoritenin tarafları arasındaki diyalogun başarıya ulaşması için kullanılsın. Böylelikle de Abbas Otoritesi'nin meşruiyeti ile Yahudi varlığını ve güvenliğini koruyacak hıyanet anlaşmaları pekiştirilmiş olsun. 2. Eğer Yahudi varlığı, Arapların ve Müslümanların yöneticileri tarafından temellerini sarsacak ve varlığını yıkacak bir tepkinin geleceğini bilmiş olsaydı, kesinlikle böyle bir işe kalkışamazdı. Ne var ki o, en büyük Arap devletinin başkentinde küstahça konuşan bir kadının ağzıyla tehditler savurduğu ve gözdağı verdiği halde, kovulmak ve defedilmek yerine Mısır yöneticileri tarafından iltifat görmüştür...



