HİZB-UT TAHRİR KÜLTÜRÜNDEN
|
3- HİZB-UT TAHRİR'İN GAYESİ VE İŞİ 4- FİKRÎ ÇATIŞMA VE SİYASİ MÜCADELE 5- HİZB-UT TAHRİR’İN FİKİRLERİNİN KAYNAĞI 6- HİZB-UT TAHRİR’İN KİTAPLARI 8- İSLÂM, AKİDE VE ŞERİAT/HUKUKSAL DÜZENDİR 9- İSLÂM İLE YÖNETMENİN GEREĞİ 10- İSLÂM DEVLETİ’NİN GEREKLİLİĞİ 11- BUGÜN HİLÂFET’İN KURULMASI İÇİN ÇALIŞMAK HER MÜSLÜMANA FARZDIR 13- MÜSLÜMANLARIN KAFİRLERİN HEGEMONYASI ALTINDA BULUNMALARI HARAMDIR 14- MÜSLÜMANLARIN BİR TEK DEVLETTE BİRLEŞMELERİ FARZDIR 15- RASUL (S.A.V) İSLÂM DEVLETİ’NİN İLK BAŞKANIYDI 16- İSLÂM AKİDESİ DEVLETİN TEMEL ESASINI OLUŞTURUR 17- ANAYASA VE KANUNLARIN İSLÂM’A UYGUN OLMASI FARZDIR 18- DEVLETTE İSLÂM’A AYKIRI BİR KANUNUN VARLIĞINA İZİN VERİLMEZ 19- DEVLET İŞLERİNİN TAMAMI ŞERİAT İLE TANZİM EDİLMELİDİR 20- İSLÂM, AKİDE VE NİZAMDIR DEVLET DE UYGULAMANIN METODUDUR 21- İSLÂM’DA YÖNETİM NİZAMI ŞEKLİ 22- İSLÂM’DA YÖNETİM ŞEKLİ KRALLIK DEĞİLDİR 23- İSLÂM’IN YÖNETİM ŞEKLİ CUMHURİYET DEĞİLDİR 24- İSLÂM YÖNETİM SİSTEMİ FEDERATİF DEĞİLDİR 25- İSLÂM’DA DEVLETİN KUTSALLIĞI (MASUMİYETİ) YOKTUR 26- İSLÂM’DA YÖNETİMİN ESASLARI 27- İSLÂM’DA EGEMENLİK ŞERİATA AİTTİR 32- AKİDELER ANCAK YAKİNDEN DELİLDEN ALINIRLAR 33- AKİTLERİN ANCAK YAKİNDEN/KESİNLİKTEN ALINMASININ MANASI 34- YARATICI ALLAH’A İMAN HAKKINDAKİ AKLİ DELİL 35- YARATICI ALLAH’A İMAN HAKKINDA NAKLİ DELİL 36- YARATICI ALLAH EZELİDİR HİÇ BİR ŞEY O’NUN GİBİ DEĞİLDİR 37- DÜZEN KOYAN YARATICI ALLAH‘A İMAN FITRÎDİR 38- DÜZEN KOYAN YARATICI ALLAH’A İMAN AKLİ VE FITRÎDİR 39- ALLAH’IN ZATINI İDRAKTEN ACİZ OLUŞ 40- DÜZEN KOYAN YARATICI ALLAH’A İMANIN ETKİSİ 41- İNSANLARIN RASULLERE İHTİYACI 43- RASULLERE VE EFENDİMİZ MUHAMMED (S.A.V)’İN PEYGAMBERLİĞİNE İMANIN MANASI 44- SEMAVİ KİTAPLARA İMANIN DELİLİ 45- KUR’AN-I KERİM’E VE SEMAVİ KİTAPLARA İMANIN MANASI 48- AHİRET GÜNÜNE İMANIN DELİLİ 49- AHİRET GÜNÜNE İMANIN TESİRİ 51- KAZA VE KADERE İMAN TESİRİ 53- VAHİY ŞERİATINA İMANIN MANASI 54- İSLÂM’IN TAMAMINA İMANIN MANASI 55- Kadınların İslami Elbiseler Giymesi, Şeriat’a Göre Farzdır 56- Umumi Liderlik, Hususi Liderlikten Önce Gelir 57- Kabilecilik, Yardımcıdan Çok Katledicidir 58- İslam Namusu Korur, Batı İse Ona Tecavüz Eder 59- Fetihler Rahmet, Sömürgecilik Cezadır 60- Amerikan Saldırılarının Uzun Vadeli Amaçları
|
|
Bu, Hizb-ut Tahrir’in, İslâmî kültürden benimsemiş olduğu ya da yayınlamış olduğu Hizb-ut Tahrir kültüründen bir fikirler dizisidir. Bu fikirler dizisi, İslâm akidesini ve ondan kaynaklanan hususları ya da onun üzerine inşa olunan fikirleri, görüşleri ve hükümleri kapsamaktadır. Bu fikir, görüş ve hükümler ya insanın yaratıcısı ile ya nefsi ile ya da beşerden bir başkası ile alakasına dairdir. Aynı zamanda bunlar; devlet ile, ondaki yönetim nizamı ve şekli ile, uygulayacağı hükümler ile alakasına, devletin tebayla, diğer devlet ve halklarla alakasına dairdir. Ya da erkek-kadın ilişkisiyle ilgili ictimai nizamla alakalıdır.
Bu kısa fikirler dizisi, Hizb-ut Tahrir’in benimsemiş olduğu fikirler, görüşler ve hükümlerden oluşmaktadır. –Ki bunlar uygulanmaya ve tatbike uygun pratik fikirler, görüşler ve hükümlerdir. Daha önce takriben 13 asır İslâm Hilâfet Devleti’nde uygulanmış olan fikir, görüş ve hükümlerdir.- Biz bunları bilinçlenmeleri, idrak etmeleri ve onları Raşidî Hilâfet Devleti’nde tatbik ve uygulama konumuna tekrar koymamız maksadı ile bizimle beraber taşımaları için sürekli olarak müslümanlara taşımaktayız.
|
|
Bu fikirleri müslümanlara taşıyan Hizb-ut Tahrir siyasî bir partidir. İdeolojisi İslâm’dır. Siyaset ise işidir. İslâm ideolojisidir. O, ümmetin İslâm’ı kendisi için dava edinmesini sağlamak, İslâm’ı ve bütün hükümlerini uygulama ve tatbik konumuna getirmesi için Hilâfet’in tekrar kurulmasına yönlendirmek için ümmet arasında ve ümmetle beraber çalışmaktadır.
Hizb-ut Tahrir’in kuruluşu, Allahu Teâla’nın şu sözüne icabeten olmuştur: وَلْتَكُنْ مِنْكُمْ أُمَّةٌ يَدْعُونَ إِلَى الْخَيْرِ وَيَأْمُرُونَ بِالْمَعْرُوفِ وَيَنْهَوْنَ عَنْ الْمُنْكَرِ وَأُوْلَئِكَ هُمْ الْمُفْلِحُونَ “İçinizden hayra davet eden, marufu emr edip münkerden nehyeden bir ümmet (kitle-parti) olsun. İşte onlar kurtuluşa erenlerdir.” (Âl-i İmran: 104)
Hizb-ut Tahrir; içine düşmüş olduğu şiddetli çöküntüden ümmeti kalkındırmak, küfür fikirleri, nizamları ve hükümlerinden, kafir devletlerin hegemonyası ve tasallutlarından kurtarmak ve Allah’ın indirdiği ile yönetimin tekrar gelmesi için Raşidî Hilâfet Devleti’ni kurmak için çalışmak gayesi ile kurulmuştur.
|
|
3- HİZB-UT TAHRİR'İN GAYESİ VE İŞİ
Hizb-ut Tahrir’in gayesi, İslâmî hayatı tekrar başlatmak ve İslâm davetini aleme taşımaktır. Bu gaye, müslümanları bir İslâm ülkesinde (Dâr-ül İslâm’da) ve bir İslâmî toplumda İslâmî bir hayata tekrar döndürmektir. Bu hayatta ve toplumda, hayatın bütün işleri şer'î hükümlere göre yürütülür, Hilâfet Devleti olan bir İslâmî devletin gölgesinde bakış açısı helal ve haram olur. Hilâfet Devleti’nde müslümanlar, kendilerini Allah’ın Kitabı ve Rasul’ün Sünneti ile yönetmeleri ve İslâm’ı bütün aleme nur, hidayet risaleti/mesajı olarak taşıması için dinlemek ve itaat etmek üzere bir halifeye biat ederler.
Hizb-ut Tahrir’in işi, fasid/bozuk toplum vakıasını değiştirmek ve İslâmî bir topluma dönüştürmek için siyasî yolla İslâm davetini yüklenmektir/taşımaktır. Toplumun değişimini de onda var olan fikirleri değiştirip İslâmî fikirleri yerleştirmek, onda var olan duyguları Allah’ın razı olduğundan razı olunan, Allah’ın gazablandığından gazablanıp kızgınlık gösterilen bir hale gelecek şekilde İslâmî duygulara dönüştürerek, onda mevcut olan ilişkileri İslâmî hükümler ve çözümlere göre seyreden İslâmî ilişkilere dönüştürerek yapmak istemektedir.
|
|
4- FİKRÎ ÇATIŞMA VE SİYASİ MÜCADELE
Hizb-ut Tahrir’in yapmakta olduğu işler siyasî işlerdir. Bunların en göze çarpanı, ümmeti potasında İslâm’la eritip şekillendirmek, fasid/bozuk akidelerden/inançlardan, yanlış fikirlerden, çarpık mefhumlardan ve küfür fikirleri ve görüşlerin tesirinden kurtarmak için İslâm kültürü ile kültürlendirmektir.
|
|
5- HİZB-UT TAHRİR’İN FİKİRLERİNİN KAYNAĞI
Hizb-ut Tahrir’in
üzerine kurulduğu fikir, ümmetin özümseyerek kendisine
dava edinmesi gereken İslâm’dır. Bu da İslâm akidesi ve
bundan kaynaklanan hükümler ve fikirlerdir.
|
|
6- HİZB-UT TAHRİR’İN KİTAPLARI
Hizb-ut Tahrir’in benimsemiş olduğu fikirler, hükümler ve görüşler yalnızca İslâm’dan kaynaklanan fikirler, hükümler ve görüşlerdir. Onlarda İslâmî olmayan bir şey yoktur. İslâmî olmayan herhangi bir şeyin etkisi de yoktur.
Partinin benimsemiş olduğu fikirler dizisi aşağıdaki kitaplarda geçtiği gibidir: 1- İslâm Nizamı 2- Hizbî Kitleleşme 3- Hizb-ut Tahrir Mefhumları 4- İslâm’da Yönetim Nizamı 5- İslâm’da Ekonomi Nizamı 6- İslâm’da İctimai Nizam 7- İslâm Devleti 8- Hilâfet Devleti’nde Maliye 9- İslâm Şahsiyeti (3 cilt) 10- Hilâfet 11- Hizb-ut Tahrir’e ait Siyasî Mefhumlar 12- Hizb-ut Tahrir’e ait Siyasî Bakışlar 13- Anayasa Tasarısı ve Gerekçesi 14- Hizb-ut Tahrir’den Müslümanlara Sıcak Bir Çağrı 15- Demokrasi Küfür Sistemidir 16- Hizb-ut Tahrir (Broşür)
Hizb-ut Tahrir aşağıdaki kitapları da yayınlamıştır: 1- Hilâfet Nasıl Yıkıldı 2- Cezalar sistemi 3- Beyyineler Hükümleri 4- Marksist Sosyalizmi Eleştiri 5- Düşünme 6- Hızlı Düşünüp Karar Verme 7- İslâmî Fikir 8- Medenî Kanunu Eleştiri 9- İdeal Ekonomi Siyaseti 10- Ümmetin Misakı 11- Gençlere Bilgiler
Aynı şekilde parti, fikrî ve siyasî binlerce bildiri, muhtıra ve broşür yayınlamıştır.
|
|
Muhammed (s.a.v) ’in tebliğ ettiği İslâm, tüm insanlara yönelik bir mesajdır. Irk, cinsiyet ve kültür farkı gözetmeksizin İslâm mesajı tüm insanlara ulaştırılmalıdır. Nitekim Allahu Teâla şöyle buyurmuştur: وَمَا أَرْسَلْنَاكَ إِلا كَافَّةً لِلنَّاسِ بَشِيرًا وَنَذِيرًا “Biz seni bütün insanlara ancak müjdeleyici ve uyarıcı olarak gönderdik.” (Sebe: 28)
İslâm; ırkları, cinsiyetleri, kültürleri, dilleri ne kadar farklı olursa olsun kendi ilkeleri etrafında bütünleşenleri bir tek ümmet yapar. Bu ümmet bir tek Rabbe kulluk eder, bir tek kıbleye yönelir. Bu ümmet üyelerinin sosyal, ekonomik ve ırksal konumlarını bir üstünlük aracı yapmaz. Eşraftan birinin sıradan birine, beyazın siyaha Arab’ın Arap olmayana takvadan başka bir üstünlüğü yoktur.
İslâm, Allah’ın kulları için indirdiği mesajların sonuncusudur. İslâm, kendisinden önce indirilmiş olan yahudilik, hıristiyanlık ve diğer mesajların tümünü hükümsüz kılmıştır. Nitekim Allah (c.c) , daha önce gelen mesajlara tabi olanlara dinlerini terk etmelerini ve İslâm’a iman etmelerini emretmiştir. Allah (c.c) şöyle buyurmaktadır: وَمَنْ يَبْتَغِ غَيْرَ الإسْلامِ دِينًا فَلَنْ يُقْبَلَ مِنْهُ وَهُوَ فِي الآخِرَةِ مِنْ الْخَاسِرِينَ “Kim İslâm’dan başka bir din ararsa, bilsin ki kendisinden (böyle bir din) asla kabul edilmeyecektir ve o Ahirette ziyan edenlerden olacaktır.” (Âl-i İmran: 85)
|
|
8- İSLÂM, AKİDE VE ŞERİAT/HUKUKSAL DÜZENDİR
İslâm, akide (inançlar bütünü) ve hukuksal düzenden (şeriattan) müteşekkildir. Akide; Allah’a, meleklerine, kitaplarına, resüllerine, Ahiret gününe, hayrı ve şerri Allah’ın yarattığına imandır.
Şeriat (hukuksal düzen) ise; insanların bu dünyadaki işleri ile ilgili problemleri çözümlemek için emredilen hukuki hükümlerdir. Bu hükümler, Allah’ın kullarına Kendisine gereğince ibadet etme şekillerini, kulların uyacağı ahlaki ilkeleri, bireysel yaşamlarında ölçü alacakları haram ve helalleri içermektedir. Aynı şekilde insanları yaşamlarına ait devlet, yönetim, otorite, devletin iç ve dış siyaseti, mülkiyet, servet, toplumsal üretim, gelirin dağıtımı ve benzeri konularla ilişkili çözümleri içermektedir.
|
|
9- İSLÂM İLE YÖNETMENİN GEREĞİ
Allah’ın İslâm’ı, insanlığın bütün problemlerine çözüm üretecek bir nitelikte; aklî akide üzerine kurulu bir ideoloji olarak yapılandırmasından dolayı, İslâm kendisinden önceki yahudilik, hıristiyanlık ve diğer inanışlardan farklıdır. Nitekim Allah, müslümanlara hayatlarının bütününde İslâmî hükümleri egemen kılmalarını emretmiştir. İslâm dışı hükümlerle yönetilmeyi ve bunlarla yönetmek isteyen birini iktidara veya hakem konumuna getirmeyi haram kılmıştır. Eğer bir kişi, İslâm’dan başka bir ideolojiyi İslâm’dan daha üstün olduğuna inanmadan uygularsa kıyamet günü azaba müstahak olur, günahkardır. Şayet o kişi İslâm’dan daha üstün olduğuna inanarak böylesi bir uygulamada bulunursa o zaman kafir olur. Allah (c.c) şöyle buyuruyor: وَمَنْ لَمْ يَحْكُمْ بِمَا أَنزَلَ اللَّهُ فَأُوْلَئِكَ هُمْ الْكَافِرُونَ “Kim Allah’ın indirdiği ile yönetmezse, işte o kimseler kafirdirler.” (Maide: 44)
|
|
10- İSLÂM DEVLETİ’NİN GEREKLİLİĞİ
Allah’ın indirdiği ile hayatın bütün işlerinin tanzimi bir devlet otoritesi olmaksızın imkansızdır. İslâm, devlet aracını (aygıtını) kendi hükümlerinin uygulanması için zorunlu bir metot olarak görür. Nitekim Rasul (s.a.v) Mekke’den, Medine’ye hicret ettiği andan itibaren devlet kurmaya çalışmıştır. Devlet kurulduktan sonra da teşrî ayetleri (toplumsal, siyasal ve ekonomik alana ait hükümler) ard arda inmeye başlamıştır. Rasul (s.a.v) de inen bu hükümleri hemen tatbikata geçiriyordu. Allah (c.c) şöyle buyuruyor: الْيَوْمَ أَكْمَلْتُ لَكُمْ دِينَكُمْ وَأَتْمَمْتُ عَلَيْكُمْ نِعْمَتِي وَرَضِيتُ لَكُمْ الإسْلامَ دِينًا “Bugün size dininizi ikmal ettim/kemale erdirdim. Üzerinize nimetimi tamamladım ve sizin için din olarak İslâm’dan razı oldum.” (Maide: 3)
Rasul (s.a.v) bu anlamda Rabbinin mesajını insanlara tebliğ eden ve aldığı emirleri bir devlet başkanı olarak tatbik eden biriydi.
Rasul (s.a.v) ’in ölümünden sonra, Raşidî Hilâfet Devleti kuruldu. Bu devlette, halifeler Allah’ın indirdiği yasaları eksiksiz tatbik ettiler. Daha sonra kurulan İslâm devletleri bu görevi devam ettirmeye çalıştılar. Ta ki 1. Dünya Savaşı’nın sonunda kafir İngiltere Devleti’nin emrindeki yahudi asıllı kafir ve İngiliz ajanı M. Kemal’in önderliğinde İslâm Devleti’nin yıkılmasına kadar devam etti.
|
|
11- BUGÜN HİLÂFET’İN KURULMASI İÇİN ÇALIŞMAK HER MÜSLÜMANA FARZDIR
İslâmî Hilâfet Devleti’nin 1924’de yıkılmasından buyana İslâm’ın hükümleri devlet ve toplum katından silinip atılmıştır. Allah’ın indirdiğinden başkası ile yönetilmek ve bu durum karşısında sessiz kalmak haram olduğundan yeryüzündeki tüm müslümanlar günahkardırlar ve Allah’ın cezasına müstahaktırlar. Bu durumdan ancak Hilâfet’in kurulması yolunda ve Allah’ın indirdiği ile yönetilmenin gerçekleştirilmesi yolunda çalışanlar istisna edilir.
|
|
12- HAYIRLI ÜMMET
كُنْتُمْ خَيْرَ أُمَّةٍ أُخْرِجَتْ لِلنَّاسِ تَأْمُرُونَ بِالْمَعْرُوفِ وَتَنْهَوْنَ عَنْ الْمُنكَرِ وَتُؤْمِنُونَ بِاللَّهِ “Siz insanlar için ortaya çıkartılmış hayırlı bir ümmetsiniz. Allah’a iman ederek marufu emreder ve münkerden nehy edersiniz.” (Âl-i İmran: 110)
İslâm ümmetinin hayırlılığı, Allah’a inanması, İslâm hükümlerine bağlı olması, marufu emredip münker olanı yok etmeye çalışmasından kaynaklanmaktadır.
Yaşadığımız çağda, münkerin en büyüğü küfür sistemlerinin hakimiyeti (siyasi, ekonomik ve askeri hegemonyası) altında yaşıyor olmamızdır.
|
|
13- MÜSLÜMANLARIN KAFİRLERİN HEGEMONYASI ALTINDA BULUNMALARI HARAMDIR
İslâm ümmeti, kendi kararlarını kendisi alan, karar alma sürecinde zamanı, mekanı ve benzeri koşulları tümüyle kendisi belirleyen egemen bir güçtür. İslâm ümmeti, yeryüzünde 13 asra yakın bir zaman diliminde devletlerarası güç ilişkilerinde duruma hakim, başat güç olarak dünya siyasetini belirlemişti.
Bugün, Hilâfet Devleti’in yıkılışını fırsat bilen azgın kafirler ümmetin siyasi, ekonomik, askeri konumlardaki karar mekanizmalarını ele geçirdiler. Halbuki Allah (c.c) müslümanlara bu gibi bağımlılık ilişkilerini ve boyunduruk altında yaşamayı haram kılmıştır, şöyle demiştir: وَلَنْ يَجْعَلَ اللَّهُ لِلْكَافِرِينَ عَلَى الْمُؤْمِنِينَ سَبِيلاً “Allah kafirler için mü’minler üzerinde asla bir yol kılmaz.” (Nisa: 141)
|
|
14- MÜSLÜMANLARIN BİR TEK DEVLETTE BİRLEŞMELERİ FARZDIR
İslâm ümmeti, tek bir ümmettir. Allah (c.c) bu ümmeti Muhammed’in (s.a.v) nübüvveti ile ve evrensel İslâm mesajı ile şereflendirmiştir. Allah, bu ümmetin bireylerini İslâm akidesi ile birbirine bağlı kardeşler olarak nitelemektedir. Allah (c.c) buyuruyor ki: إِنَّمَا الْمُؤْمِنُونَ إِخْوَةٌ “Ancak mü’minler kardeştirler.” (Hucurat: 10)
Mü’minler bir tek halifenin iktidarında yani tek bir Hilâfet Devleti’nin varlığında (otoritesinde) yaşamlarını sürdürmelidirler. Rasulullah (s.a.v) buyuruyor ki: إِذَا بُويِعَ لِخَلِيفَتَيْنِ فَاقْتُلُوا الآخَرَ مِنْهُمَا “İki halifeye (aynı anda) biat edilirse, onlardan sonuncusunu öldürün.” (Müslim, K. İmarat, 3444)
Yine müslümanlar çeşitli devletlere parçalanmış olarak yaşamamalıdırlar. Rasulullah (s.a.v) buyuruyor ki: مَنْ أَتَاكُمْ وَأَمْرُكُمْ جَمِيعٌ عَلَى رَجُلٍ وَاحِدٍ يُرِيدُ أَنْ يَشُقَّ عَصَاكُمْ أَوْ يُفَرِّقَ جَمَاعَتَكُمْ فَاقْتُلُوهُ “Siz yönetim işinde bir adam üzerinde birleşmiş iken, birisi gelip sizin asanızı kırmak ya da cemaatınızı parçalamak isterse onu öldürün.” (Müslim, K. İmarat, 3443)
|
|
15- RASUL (S.A.V) İSLÂM DEVLETİ’NİN İLK BAŞKANIYDI
İlk İslâm Devleti, Rasul (s.a.v) ’in Medine’ye hicretinden sonra kurmuş olduğu devlettir. Bu devletin ilk başkanı olarak o, insanların problemlerini Allah’ın kendisine indirmiş olduğu İslâm’ın hükümleri ile çözüyordu. Yine o, İslâm Devleti aracılığı ile İslâm mesajını alemlere bir nur olarak taşıyordu. Bu anlayış günümüzde Amerika, İngiltere, Fransa v.b. gibi ülkelerin sömürü ve yağmalama amaçlı olarak yaptıkları eylemlere hiçbir şekilde benzememektedir.
Rasul (s.a.v) ’den sonra Raşid Halifeler, müslümanları Allah’ın Kitabı ve Rasulü’nün Sünneti ile yönetecekleri koşulu ile İslâm Devleti’nin başkanlığını teslim aldılar. Tarihte İslâm Devleti’ne Raşidî Hilâfet Devleti de denildi. Hilâfet, İslâm’daki yönetim şeklinin adıdır. Halifelere, İmam ve Emire’l-mü’minin de denilir.
İslâm Devleti, İslâm’ın hükümlerini uygulamak, İslâm mesajını en etkin bir biçimde yaymak için gerekli bir siyasi organizasyondur. İslâm, devlet denilen aracı kendisinin yürürlükte kalabilmesi ve yeryüzünde hakim güç olabilmesi için zorunlu bir metot olarak görür. İslâm Devleti, İslâm’ın hayat alanında var oluşunun teminatı, desteği ve koruyucusudur. Devletsiz, İslâm bir ideoloji ve hayatı düzenleyen kurallar bütünü olma vasfını kaybetmeye başlar. Geride sadece ruhsal ve ahlaki alana yönelik sıfatı kalır.
|
|
16- İSLÂM AKİDESİ DEVLETİN TEMEL ESASINI OLUŞTURUR
Rasul (s.a.v) , Medine’de devleti kurduğunda, yasama ile ilgili ayetler yoktu, bu ayetler daha sonra indiler. Dolayısıyla devletin kuruluşunda esas alınan ilkeler o ana kadar inmiş olan akideye dair ayetler olmuştur. En başta Kelime-i Şehadet, أن لا اله إلا الله وأن محمد رسول الله (Allah’tan başka ilah yoktur ve Muhammed Allah’ın Rasulü’dür) müslümanların kendi aralarındaki ve diğer insanlarla olan ilişkilerinde temel düzenleyici ilke yapılmıştı.
İslâm müslümanlara, devletin İslâm akidesi dışına çıktığında yani açık küfür ortaya çıktığında yönetime karşı silahlı mücadeleyi emretmiştir. Nitekim Rasul (s.a.v) ’e, “Zalim yöneticilere karşı kılıçla mücadele edelim mi?” diye sorulduğunda o dedi ki: لا، ما أقاموا الصلاة “Hayır, namazı ikame ettikleri sürece.” Yani İslâm ile yönettikleri sürece demektir. Ubade b. Sabit’ten biat hakkında şöyle dediği rivayet olunmuştur: وَأَنْ لا نُنَازِعَ الآمْرَ أَهْلَهُ قَالَ إِلا أَنْ تَرَوْا كُفْرًا بَوَاحًا عِنْدَكُمْ مِنَ اللَّهِ فِيهِ بُرْهَانٌ “Ehli ile yönetim hususunda mücadele etmeyeceğimize…” Dedi ki: Yanınızda Allah katında hakkında bir burhan ile açık küfür görmeniz müstesna.” (Müslim, K. İmarat, 3427)
|
|
17- ANAYASA VE KANUNLARIN İSLÂM’A UYGUN OLMASI FARZDIR
İslâm akidesinin, İslâm Devleti’nin temel esasını oluşturmasının farziyetinden dolayı anayasa ve diğer yasaların da Allah’ın Kitabı ve Rasulü’nün Sünneti’ne uygun olması farzdır. Nitekim Allah (c.c) yöneticiye Allah’ın Rasulü’ne indirdiği ile yönetmesini emretmiştir. Allah (c.c) şöyle buyurmaktadır: فَلا وَرَبِّكَ لا يُؤْمِنُونَ حَتَّى يُحَكِّمُوكَ فِيمَا شَجَرَ بَيْنَهُمْ “Hayır, Rabbine yemin olsun ki, aralarında çıkan ihtilafta seni hakem kılmadıkça… iman etmiş olmazlar.” (Nisa: 65) وَمَنْ لَمْ يَحْكُمْ بِمَا أَنزَلَ اللَّهُ فَأُوْلَئِكَ هُمْ الْكَافِرُونَ “Allah’ın indirdiği ile yönetmeyenler, işte onlar kafirlerdir.” (Maide: 44) وَمَنْ لَمْ يَحْكُمْ بِمَا أَنزَلَ اللَّهُ فَأُوْلَئِكَ هُمْ الظَّالِمُونَ “Allah’ın indirdiği ile yönetmeyenler, işte onlar zalimlerdir.” (Maide: 45) وَمَنْ لَمْ يَحْكُمْ بِمَا أَنزَلَ اللَّهُ فَأُوْلَئِكَ هُمْ الْفَاسِقُونَ “Allah’ın indirdiği ile yönetmeyenler, işte onlar fasıklardır.”(Maide: 47)
|
|
18- DEVLETTE İSLÂM’A AYKIRI BİR KANUNUN VARLIĞINA İZİN VERİLMEZ
İslâm akidesinin devletin temel esasını oluşturuyor oluşu devletin temel görevleri, kurumsal yapısı ve tanımı konularında Allah’ın Kitabı ve Rasulü’nün Sünneti’ne aykırı bir durumun olmamasını gerektirir. Zira, İslâm akidesini ismen devletin esası yapmak yeterli değildir. Bu nedenle devletin tanımında, herhangi bir demokrasiye ya da milliyetçilik kavramının çağrıştırdığı fikirlerin varlığına yer yoktur. Çünkü bunlar İslâm hükümleri ile çelişmektedirler.
|
|
19- DEVLET İŞLERİNİN TAMAMI ŞERİAT İLE TANZİM EDİLMELİDİR
İslâm, insanların hem Allah ile ilişkilerini hem kendi nefisleriyle ilişkilerini hem de diğer insanlarla olan ilişkilerini düzenlemek için geldiğinden insanların devletin amaç ve ilkelerine dair keyfi tanımlar ve kanunlar yapmaları İslâm’a aykırıdır. Allah (c.c) şöyle demektedir: وَمَا آتَاكُمْ الرَّسُولُ فَخُذُوهُ وَمَا نَهَاكُمْ عَنْهُ فَانْتَهُوا “Rasul size ne verdi ise onu alın. Sizi neden nehy etti ise ondan kaçının.” (Haşr: 7) مَا كَانَ لِمُؤْمِنٍ وَلا مُؤْمِنَةٍ إِذَا قَضَى اللَّهُ وَرَسُولُهُ أَمْرًا أَنْ يَكُونَ لَهُمْ الْخِيَرَةُ مِنْ أَمْرِهِمْ “Allah ve Rasulü bir hususta hüküm verdiği zaman mü’min erkek ve kadın için o işte seçenekleri yoktur.” (Ahzab: 36)
Ancak devletin işlerinin tanzimi noktasında halife, idare hukuku alanına giren konularda Ömer b. Hattab’ın divanların tanziminde yaptığı gibi dış kaynaklı kanunlardan bazılarını benimseyebilir. Bu konular Allah’ın beşere hüküm koymada serbestiyet tanıdığı alanlardır.
|
|
20- İSLÂM, AKİDE VE NİZAMDIR DEVLET DE UYGULAMANIN METODUDUR
İslâm; devlet, toplum ve hayat için bir ideoloji olması itibarı ile Devleti ve yönetimi kendisinden bir cüz kılmaktadır. Müslümanlara devlet ve yönetimi kurmalarını ve İslâm’ın hükümleri ile yönetmelerini emretmektedir. Nitekim Kur’an-ı Kerim’de yönetim ve otorite hakkında, Allah’ın indirdiği ile yönetmeyi müslümanlara emreden onlarca ayet indirilmiştir. Aynı şekilde siyasî, ekonomik, askerî, suçlar ve cezalar ile ve fertler arası ilişkilerle alakalı hükümleri içeren yüzlerce ayet inmiştir. Ayrıca bununla ilgili bir çok hadis vardır. Bunların hepsi de kendisi ile yönetilmeleri, tatbik edilmeleri ve uygulanmaları için indirilmiştir. Nitekim bunlar, Rasul (s.a.v) , raşid halifeler ve onlardan sonra gelen müslümanların yöneticileri zamanlarında bilfiil tatbik edilmiştir. Bu ise, İslâm’ın yönetim, devlet, toplum ve hayat için bir nizam olduğunu gösterir.
İslâm, hükümlerini uygulayan bir devlette canlı olarak var olmadıkça, hayatta da canlı olarak varlık gösteremez. Zira İslâm, akide/inanç ve nizamdır. Yönetim ve devlet ise ondan bir cüzdür. Devlet, İslâm’ın hükümlerini genel hayatta tatbik etmek ve uygulamak için koymuş olduğu tek şer'î metoddur. Her durumda kendisini tatbik eden bir devleti olmaksızın İslâm canlı bir varlık gösteremez. İslâm’ın devleti, beşeri siyasî bir devlettir, teokratik ruhani bir devlet değildir. Devletin bir kutsiyeti başkanının da masumiyet sıfatı yoktur.
|
|
21- İSLÂM’DA YÖNETİM NİZAMI ŞEKLİ
İslâm’da yönetim nizamı; devletin, şeklini, sıfatını, kurallarını, temellerini, organlarını ve üzerine kurulduğu esası, gereğince işleri güttüğü fikirleri, kavramları ve ölçüleri, uyguladığı anayasa ve kanunları açıklayan nizamdır.
İslâm’da yönetim nizamı, kendisine has seçkin bir devletin, kendisine has seçkin bir nizamdır. Dünyada mevcud olan bütün nizamlardan tamamen farklıdır. Bu farklılık; devletin üzerine kurulduğu esas bakımından, gereğince işleri güttüğü fikirler, kavramlar ve ölçüler bakımından, kendisi ile temsil olduğu şekiller bakımından, uyguladığı anayasa ve kanunlar bakımındandır.
İslâm’da yönetim şekli, Hilâfet nizamıdır. Bu nizamda müslümanlar aralarında Allah’ın Kitabı ve Rasulü’nün Sünneti ile yönetmek şartı ile dinlemek ve itaat etmek üzere kendiler için bir halifeye biat ederler. Bu nizam, devletin ve Hilâfet’in vahdeti/birliği üzerine kuruludur. Zira, müslümanlara yeryüzünde aynı zaman diliminde, birden fazla devletlerinin ya da halifelerinin olması caiz değildir. Çünkü bir halife var iken ikinci bir halifeye biat edilince, birinci halifeye biat edesiye kadar ikincisi ile savaşılır ya da ikincisi öldürülür. Rasul (s.a.v) şöyle demiştir: إِذَا بُويِعَ لِخَلِيفَتَيْنِ فَاقْتُلُوا الآخَرَ مِنْهُمَا “İki halifeye biat edilirse onlardan ikincisini öldürün.” (Müslim, K. İmarat, 3444)
|
|
22- İSLÂM’DA YÖNETİM ŞEKLİ KRALLIK DEĞİLDİR
Krallık ya da monarşilik yönetim biçimlerinde iktidar babadan oğula veraset yoluyla geçer. İslâm’da ise veraset yoluyla yönetim ve iktidar devri söz konusu değildir. İslâm’da yönetimi, iktidarı müslümanlar seçim ve rıza ile kendisine halife denilecek kişiye biat ederek verirler. Krallıklarda, kral kendisini dokunulmaz ve kanunların üstünde bir konuma koyan özel haklara, imtiyazlara sahiptir. O yöneten değil sahip olan birisi olduğundan, ülkesinin sınırları içinde heva ve heveslerine göre tasarrufta bulunur. Halbuki İslâm yönetiminde halife ya da imam herhangi bir özel hak ve ayrıcalığa sahip değildir. O, yönetim ve otoritede ümmetin vekili olarak bütün davranışlarında, kararlarında, şeriatın hükümleri ile kayıtlıdır.
|
|
23- İSLÂM’IN YÖNETİM ŞEKLİ CUMHURİYET DEĞİLDİR
Cumhuriyet yönetiminin temelinde demokrasi düşüncesi yatmaktadır. Demokrasi ise, dini siyasal ve kamusal alandan tecrit etme düşüncesi (laiklik) üzerine kurulu bir küfür sistemidir. Bu sistemde egemenlik halka ait olduğundan halk kanun koyucu konumundadır.
|



